Bugün Gündemde
--° -- --/--°
Gündem KÖŞE YAZISI 17.07.2026 21:05 21 okunma

Mesai Dışında Eğitimlere ÜCRETSİZ ÇALIŞMA DEVRI BİTTİ! KDK'den Tarihi Karar: Fazla Mesai Sayılacak!

Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK), mesai saatleri dışında verilen hizmet içi eğitimlerin artık fazla çalışma sayılacağına ve karşılığında izin veya ek ücret ödenmesi gerektiğine hükmetti. Bu kritik karar, kamu çalışanlarının hakları açısından yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Mesai Dışında Eğitimlere ÜCRETSİZ ÇALIŞMA DEVRI BİTTİ! KDK'den Tarihi Karar: Fazla Mesai Sayılacak!

Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK), mesai saatleri dışında kamu çalışanlarına uygulanan hizmet içi eğitimlerin hukuki statüsüne dair emsal niteliğinde bir karara imza attı. Kurum, mesai saatleri dışında gerçekleştirilen bu eğitimlerin, ilgili personelin fazla çalışma olarak kabul edilmesi ve buna karşılık gelen izin hakkının kullandırılması ya da mümkün olmaması halinde ek ücret ödenmesi yönünde güçlü bir tavsiye kararı aldı. Bu gelişme, kamu personelinin hak ve özlük hakları konusunda önemli bir iyileştirme potansiyeli taşıyor.

Eğitimler Fazla Mesai Kapsamına Alınıyor: Çalışanların Hakları Yeniden Tanımlanıyor

Uzun yıllardır kamu kurumlarında yaygın olarak uygulanan, ancak hukuki zemini zaman zaman tartışma konusu olan mesai dışı hizmet içi eğitimler, KDK'nin bu yeni kararıyla birlikte yeni bir sürece giriyor. Daha önce birçok çalışanın, mesai bitiminden sonra veya hafta sonlarında katıldığı bu eğitimler, adeta gönüllü bir çalışma olarak görülüyordu. Ancak KDK, aldığı bu önemli kararla, harcanan zamanın ve emeğin karşılıksız kalmaması gerektiğini vurguladı. Kurumun tavsiye niteliğindeki kararında, personelin mesai saatleri dışında katıldığı eğitimlerin, yürütülen görevin bir uzantısı olarak değerlendirilmesi gerektiği ve dolayısıyla fazla çalışma hükümlerine tabi tutulması gerektiği belirtildi.

Bu kararın en önemli sonuçlarından biri, personelin harcadığı ek zamanın telafi edilmesi gerekliliği. KDK, eğer ilgili kurumlar tarafından personele eğitim süresi kadar ek izin hakkı tanınması mümkünse, bu yolun izlenmesini tavsiye ediyor. Ancak izin kullandırılmasının operasyonel veya idari açıdan güçlükler barındırması durumunda ise, bu ek çalışmanın karşılığının mesai ücreti olarak ödenmesi gerektiğini net bir dille ifade ediyor. Bu durum, özellikle yoğun eğitim programlarına sahip kurumlar için önemli mali ve idari düzenlemeler gerektirebilir.

Kararın Arka Planı ve Olası Etkileri

Kamu Denetçiliği Kurumu'nun bu kararı, mevcut yasal düzenlemelerdeki gri alanlara ışık tutuyor. Kamu görevlilerinin çalışma koşulları ve haklarını düzenleyen mevzuat, genellikle standart mesai saatleri üzerine kurulu olsa da, hizmet içi eğitimler gibi zorunlu veya teşvik edilen ek faaliyetlerin bu kapsama nasıl entegre edileceği konusunda netlik bulmuyordu. KDK'nin bu tavsiye kararı, hem çalışanların emeğinin karşılığını almasını sağlama potansiyeli taşıyor hem de kurumları, personel politikalarını daha adil ve yasalara uygun bir zemine oturtmaya teşvik ediyor.

Bu yeni yaklaşımın, kamu kurumlarında eğitimlere katılım oranlarını ve motivasyonunu da olumlu yönde etkilemesi bekleniyor. Çalışanlar, harcadıkları ek zamanın ve emeğin karşılığını alacaklarını bildiklerinde, eğitimlere daha istekli yaklaşabilirler. Aynı zamanda, kurumlar da personelin mesai saatleri dışındaki zamanını daha verimli kullanmalarını teşvik ederken, bu durumun getireceği maliyetleri de göz önünde bulundurarak eğitim planlamalarını daha stratejik yapma ihtiyacı duyacaklardır. Kararın, ilgili kamu kurumları tarafından nasıl hayata geçirileceği ve uygulama detaylarının neler olacağı ise önümüzdeki süreçte netleşecek.

Personel Memnuniyeti ve Kurumsal Verimlilik

KDK'nin bu tavsiye kararı, sadece bir ücret veya izin meselesi olmanın ötesinde, çalışan memnuniyetini artırarak kurumsal verimliliğe doğrudan katkı sağlama potansiyeli taşıyor. Hakkaniyetli bir çalışma ortamının tesisi, personelin işine daha sıkı bağlanmasını ve kuruma olan bağlılığının artmasını sağlıyor. Bu durum, uzun vadede daha nitelikli hizmet sunumuna ve kamu kaynaklarının daha etkin kullanılmasına olanak tanıyabilir. Kararın, diğer kamu kurumları için de bir emsal teşkil etmesi ve benzer düzenlemelerin yapılmasına öncülük etmesi öngörülüyor.

Bu kritik gelişme, kamu çalışanlarının mesai dışı zamanlarının değerini ve emeğin karşılığının mutlaka verilmesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. KDK'nin bu kararı, çalışma hayatında hakkaniyetin ve adaletin tesisi yolunda atılmış önemli bir adım olarak kayıtlara geçecektir.

Kaan Arslan

Kaan Arslan

Gündem & Siyaset Yazarı

TÜM YAZILARI GÖR

Bu yazı yazarımızın sitemizde yayınlanan köşe yazılarından biridir. Yazarımıza ait diğer tüm köşe yazılarına ve analizlere yukarıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

PAYLAŞ:

Yorumlar (0)

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Fikrinizi Paylaşın

Teknoloji 16.10.2026 00:35 1 okunma

Mercedes-Benz'den Nefes Kesen Geri Çağırma Operasyonu: 30 Bin Lüks Sedan Tehlikede! Frenler Patlayabilir mi?

Alman devi Mercedes-Benz, ABD'de ön fren hortumu sorunu nedeniyle 30 binden fazla lüks S-Serisi, Maybach ve AMG modelini geri çağırdı. Sorunun ciddiyeti ve olası tehlikeler dikkat çekiyor.

Mercedes-Benz'den Nefes Kesen Geri Çağırma Operasyonu: 30 Bin Lüks Sedan Tehlikede! Frenler Patlayabilir mi?

Otomotiv dünyasının dev isimlerinden Mercedes-Benz, sürpriz bir geri çağırma operasyonu ile gündeme geldi. Almanya merkezli lüks otomobil üreticisi, Amerika Birleşik Devletleri pazarında satışa sunduğu 30.064 adet üst düzey sedan modelini kapsayan geniş çaplı bir teknik inceleme ve onarım süreci başlattı. Bu hamle, markanın kalite standartlarına verdiği önemin altını çizerken, milyon dolarlık araç sahiplerinde de endişe yarattı.

Neden Geri Çağrıldılar? Fren Sisteminde Kritik Hata!

Amerika Birleşik Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA) tarafından kamuoyuna duyurulan geri çağırma, özellikle 2021 ile Kasım 2024 sonları arasında üretilmiş ve 2022-2025 model yıllarına denk gelen lüks sedanları hedef alıyor. Geri çağırmanın temel nedeni ise araçların ön fren hortumlarında tespit edilen potansiyel bir zayıflık. İddialara göre bu hortumlar, zamanla yüksek ısı ve mekanik baskı altında zayıflayarak sızıntı yapabilir, hatta yırtılma riski taşıyor.

NHTSA'nın kayıtlarına göre, geri çağırma kapsamındaki araçların başında 16.881 adet S580 4Matic modeli geliyor. Bu modeli, 7.143 adet S500 4Matic ve 2.277 adet S580 e 4Matic şarj edilebilir hibrit (PHEV) versiyonları izliyor. Lüks ve performansıyla göz dolduran AMG S63 E Performance'dan 1.746 adet, ultra lüks Maybach S680 4Matic'ten 1.070 adet ve yine Maybach serisinden 947 adet Maybach S580 4Matic sedan da bu kapsamlı geri çağırma kampanyasına dahil edilmiş durumda.

Arızanın Etkileri ve Olası Sonuçları

Teknik raporlara göre, ön fren hortumlarının üretiminde kullanılan malzemenin, zamanla maruz kaldığı yüksek sıcaklıklar ve sürekli mekanik stres nedeniyle formunu kaybettiği düşünülüyor. Bu zayıflama süreci, ön kaliperlere fren hidroliği taşıyan hattaki hortumun nihayetinde yırtılmasına yol açabilir. Fren hidroliğinin sızması, aracın en kritik güvenlik sistemlerinden biri olan fren sistemindeki hidrolik basıncın düşmesine neden oluyor. Pratik olarak bu durum, aracın durma mesafesinin tehlikeli bir şekilde uzaması anlamına geliyor. Özellikle acil durumlarda hayati önem taşıyan bu gecikme, ciddi kazalara davetiye çıkarabilecek bir risk faktörü olarak öne çıkıyor.

Mercedes-Benz'ten Açıklama ve Çözüm Yolları

Mercedes-Benz yetkilileri, bu teknik kusurdan kaynaklanan ve kayıtlara geçmiş herhangi bir kaza, yaralanma veya maddi hasar bildirilmediğini vurguluyor. Ancak olası riskleri minimize etmek adına proaktif bir adım atıldığı belirtiliyor. Etkilenen araçların sahiplerine yönelik resmi bilgilendirme mektuplarının 27 Kasım 2026 tarihine kadar gönderilmesi planlanıyor. Kampanya kapsamına giren tüm araçlarda, kusurlu olduğu tespit edilen ön fren hortumları, yetkili Mercedes-Benz bayileri ve servisleri tarafından ücretsiz olarak yenileriyle değiştirilecek. Bu süreç, markanın müşteri memnuniyeti ve yol güvenliği konusundaki taahhüdünü bir kez daha gözler önüne seriyor.

Gelecekte Neler Bekleniyor?

Bu denli üst segment ve yüksek maliyetli araçlarda yaşanan böylesine kritik bir teknik sorunun, otomotiv devlerinin bile üretim süreçlerinde ne kadar hassas olması gerektiğini ortaya koyuyor. Mercedes-Benz'in bu geri çağırma operasyonunu ne kadar hızlı ve etkin bir şekilde yöneteceği, markanın piyasadaki güvenilirliği açısından büyük önem taşıyor. Sürücüler, araçlarının güvenliği için bayilerle iletişime geçerek randevu almaları konusunda uyarılıyor.

Teknoloji 15.10.2026 23:35 3 okunma

Togg T10F'te Devrim: Şişecam'dan Perdeyi Ortadan Kaldıran Akıllı Cam Tavan Teknolojisi Geliyor!

Türkiye'nin Otomobili Togg'un yeni fastback modeli T10F, Şişecam imzalı, bölgelere göre karartılabilen akıllı cam tavanıyla fark yaratacak. Bu yenilikçi teknoloji, geleneksel tavan perdelerine veda ettirebilir.

Togg T10F'te Devrim: Şişecam'dan Perdeyi Ortadan Kaldıran Akıllı Cam Tavan Teknolojisi Geliyor!

Otomotiv dünyasında heyecan verici bir gelişme yaşanıyor! Türkiye'nin Otomobili Girişim Grubu'nun (Togg) merakla beklenen fastback modeli T10F, bambaşka bir teknolojiyle donatılıyor. Yerli otomobilin tasarımına entegre edilecek olan bu yenilik, cam tavan deneyimini kökten değiştirme potansiyeli taşıyor. Togg'un T10F modelinde kullanılacak olan panoramik cam tavan için Şişecam tarafından geliştirilen akıllı cam teknolojisi, otomotiv endüstrisindeki OEM (Orijinal Ekipman Üreticisi) seviyesindeki ilk yerli akıllı cam projesi olma özelliğini taşıyor.

Cam Tavan Deneyimini Yeniden Tanımlayan Teknoloji: PDLC Farkı

Peki, bu akıllı cam tavan tam olarak nasıl çalışıyor ve T10F'in kabinine neler katacak? Şişecam'ın geliştirdiği bu yenilikçi çözümün temelinde, PDLC (Polimer Dağıtılmış Sıvı Kristal) teknolojisi yatıyor. Bu teknoloji, camın iki katmanı arasına yerleştirilen özel sıvı kristaller sayesinde işliyor. Elektrik akımı uygulanmadığında, bu kristaller rastgele bir dağılım göstererek ışığı kırar ve camın füme görünümlü koyu bir hale bürünmesine neden olur. Ancak akım verildiğinde, kristaller aynı yönde hizalanarak camın tamamen şeffaf olmasını sağlıyor.

Bölgesel Kontrol İmkanı: Perdeler Tarih Oluyor Mu?

Şişecam'ın bu akıllı cam çözümünü rakiplerinden ayıran en büyük özellik ise, bu karartma prensibinin cam tavanın tamamına değil, bölümlere ayrı ayrı uygulanabilmesi. Bu akıllı mühendislik sayesinde, sürücü ve ön yolcu alanındaki cam tavan açık bırakılırken, arka koltuk bölümü isteğe bağlı olarak karartılabiliyor. Bu özellik, otomobillerde geleneksel olarak kullanılan sürgülü tavan perdelerine olan ihtiyacı tamamen ortadan kaldırabilir. Yolcular, kendi konfor alanlarına göre tavanın ışık alma düzeyini kişiselleştirebilecek.

Elektronik Kontrol Ünitesinden Araç Entegrasyonuna Kadar Tam Çözüm

Şişecam'ın bu entegre projesi sadece camdan ibaret değil. Şirket, geliştirdiği akıllı camın araç sistemleriyle sorunsuz bir şekilde iletişim kurmasını sağlayan elektronik kontrol ünitesini (ECU) de kendisi tasarladı. Bu sayede, tavanın hangi bölgesinin ne kadar ışık alacağı gibi detaylar, aracın dijital ekranları üzerinden kolayca yönetilebilecek. Hatta kullanıcılar, sesli asistan komutlarıyla da bu ayarları yapabilecekler. Şişecam, bu proje ile malzeme bilimi, elektronik, araç içi sistem entegrasyonu ve gerekli tüm homologasyon süreçlerini başarıyla tek bir çatı altında topladığını vurguluyor.

Üst Segment Teknolojisi C Segmenti Bir Araca Yerli Ellerle Geliyor

Şu anda Togg'un T10F modelinin opsiyonel donanım listesinde yer alan kesintisiz panoramik cam tavanın, %100 yerli akıllı karartma teknolojisi ile sunulması bekleniyor. Gelen bilgilere göre, bu teknoloji Togg'un T10F modelinde Şişecam'ın yenilikçi çözümüyle hayat bulacak. Bugüne kadar akıllı kararan cam tavanlar genellikle lüks ve üst segment otomobillerin bir ayrıcalığı olarak görülüyordu. Bu teknolojinin, C segmentindeki yerli bir otomobilde, hem camı hem de kontrol ünitesi dahil tüm bileşenleri yerli bir tedarikçi tarafından sağlanarak sunulması, Türkiye'nin otomotiv sanayisi için önemli bir kilometre taşı olarak kabul ediliyor. T10F'in fiyatı ve hangi donanım paketleriyle bu teknolojinin sunulacağı netleştiğinde, bu opsiyonun aracın en çok konuşulan özelliklerinden biri olacağına şüphe yok.

Teknoloji 15.10.2026 23:05 3 okunma

Türkiye'nin Gözü Kulağı Washington'da: Ödenen Ama Teslim Edilemeyen F-35'ler İçin Kritik Müzakereler Sürüyor!

Türkiye, ödemesini yapmasına rağmen teslim alamadığı ilk 6 F-35 savaş uçağı için ABD ile yoğun diplomatik temaslarını sürdürüyor. Savunma Sanayi Bakan Yardımcısı Alpaslan Kavaklıoğlu, görüşmelerin olumlu ilerlediğini belirtti.

Türkiye'nin Gözü Kulağı Washington'da: Ödenen Ama Teslim Edilemeyen F-35'ler İçin Kritik Müzakereler Sürüyor!

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki F-35 savaş uçağı programına ilişkin buzlar erimeye başlıyor mu? Millî Savunma Bakan Yardımcısı Alpaslan Kavaklıoğlu'nun son açıklamaları, bu kritik konudaki gelişmelere ışık tuttu. ABD'de düzenlenen AUSA 2026 fuarı kapsamında CNN TÜRK'e özel açıklamalarda bulunan Kavaklıoğlu, Türkiye'nin ilk etapta teslim alamadığı 6 adet F-35A savaş uçağı için Washington ile yoğun bir temas trafiği içinde olduklarını duyurdu. Görüşmelerin seyrinin beklenenden daha olumlu olduğu sinyalini veren Kavaklıoğlu, iki ülke arasındaki savunma ilişkilerinin mevcut durumunun umut verici olduğunu ifade etti.

F-35 Gerilimi ve Diplomatik Hamleler

Türkiye'nin, Rusya'dan aldığı S-400 hava savunma sistemleri nedeniyle 2019 yılında F-35 programından çıkarılması, iki ülke arasındaki savunma diplomasisinde uzun süredir devam eden bir soruna yol açmıştı. ABD, Türkiye'nin S-400'leri F-35'lerin güvenliği için bir tehdit olarak gördüğünü savunurken, Ankara ise bu iki sistemin entegrasyonu konusundaki endişelerin teknik düzeyde giderilebileceği görüşünü dile getirmişti. Bu sürecin bir yansıması olarak 2020'de ABD tarafından Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımları devreye girmişti. Bu yaptırımlar, F-35 programından çıkarma ile birlikte, iki ülke arasındaki savunma iş birliklerinde önemli bir pürüz haline gelmişti.

Millî Savunma Bakan Yardımcısı Kavaklıoğlu, bu yaptırımlar ve diğer ambargo konularının da masada olduğunu ve çözüm için karşılıklı adımlar atılması gerektiğini belirtti. Sürecin hızla neticeye ulaşmasını temenni eden Kavaklıoğlu, görüşmelerin iki tarafın da aktif katılımıyla sürdürüldüğünü vurguladı. Ancak mevcut olumlu temasların, yaptırımların kaldırıldığı veya F-35'lerin Türkiye'ye teslim edileceği yönünde kesin bir takvimin belirlendiği anlamına gelmediğinin altını çizmekte fayda var. Bu süreç, karmaşık diplomatik dengeler ve siyasi iradenin birleşmesini gerektiriyor.

Teslim Edilmeyen F-35'lerin Akıbeti Ne Olacak?

Türkiye, F-35 savaş uçağı programına 2002 yılında dahil olmuş ve başlangıçta 100 adet F-35A savaş uçağı tedarik etmeyi planlamıştı. Türk pilotlarının eğitimleri için üretilen ve 2018'de ABD'de bir törenle tanıtılan ilk uçaklar, maalesef programdan çıkarılma kararı nedeniyle Türkiye'ye teslim edilemedi. Halihazırda ABD topraklarında bulunan ve Türkiye için üretilmiş bu 6 adet F-35A savaş uçağının durumu, iki ülke arasındaki müzakerelerin ana gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Bu uçakların Türkiye'ye teslimi, hem somut bir kazanım olacak hem de F-35 programına ilişkin sorunların çözümünde önemli bir dönüm noktası teşkil edebilecek. Ancak bu durum, S-400 meselesinin nasıl çözüleceği ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılması gibi daha geniş kapsamlı güvenlik ve siyasi başlıklarla doğrudan ilişkili.

Savunma Sanayiinde Yeni İş Birliği Fırsatları

F-35 krizi, Türkiye ile ABD arasındaki savunma ilişkilerinin tek boyutu değil. Bakan Yardımcısı Kavaklıoğlu, görüşmelerde F-35 konusunun yanı sıra ortak üretim projeleri, stratejik yatırımlar ve NATO bünyesindeki iş birliği alanları gibi konuların da ele alındığını belirtti. Türk savunma sanayiinin son yıllarda gösterdiği atılımların ABD'li muhataplar tarafından da takdir edildiğini vurgulayan Kavaklıoğlu, doğrudan temasın ve sürekli diyaloğun önemine dikkat çekti. Bu durum, gelecekte Türkiye'nin savunma sanayiinde daha stratejik ortaklıklara imza atabileceğinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Ancak şu an için öncelik, mevcut F-35 sorunlarının çözümü ve ödemesi yapılmış uçakların akıbetinin netleştirilmesi.

Spor 15.10.2026 22:35 3 okunma

Kelechi Iheanacho Adını Türk Futbol Tarihine Altın Harflerle Yazdırdı: Rekorlara Koşan Yıldız

Bursaspor'un Nijeryalı golcüsü Kelechi Iheanacho, Muğlaspor maçında attığı golle serisini 10 maça çıkararak Türk futbol tarihinde önemli bir rekora imza attı. Efsane isimleri geride bırakan Iheanacho, Bursaspor kulüp rekorunu da tazeledi.

Kelechi Iheanacho Adını Türk Futbol Tarihine Altın Harflerle Yazdırdı: Rekorlara Koşan Yıldız

Trendyol 1. Lig'in iddialı ekiplerinden Bursaspor'da forma giyen Nijeryalı yıldız golcü Kelechi Iheanacho, sergilediği olağanüstü performansla hem ligin hem de Türk futbol tarihinin gündemine oturmaya devam ediyor. Son olarak Muğlaspor karşısında fileleri havalandırmayı başaran Iheanacho, kariyerindeki gol serisini tam 10 maça çıkarmayı başardı. Bu başarı, onu Türk futbolunun unutulmaz golcüleri arasına taşıdı.

Efsaneler Tahtından İndi: Iheanacho Yeni Rekortmen

Türk futbolunda gol serileri denince akla ilk gelen isimlerden olan Metin Oktay ve Saffet Sancaklı, bu anlamda adlarından sıkça söz ettirmişlerdi. Galatasaray'ın efsanevi golcüsü Metin Oktay, 1962-1963 sezonunda forma giydiği sarı-kırmızılı ekipte üst üste 9 maçta gol atma başarısı göstermişti. Yine Türk futbolunun saygıdeğer isimlerinden Saffet Sancaklı da 1995-1996 sezonunda Kocaelispor formasıyla aynı başarıyı tekrarlayarak üst üste 9 maçta gol atma serisini yakalamıştı. Ancak Kelechi Iheanacho, Muğlaspor maçında attığı golle bu iki büyük ismi geride bırakarak yeni bir rekora imza attı ve serisini 10 maça yükseltti. Bu durum, futbol otoriteleri tarafından büyük bir başarı olarak nitelendiriliyor.

Bursaspor Kulüp Tarihine Damga Vurdu

Iheanacho'nun rekor serisi sadece genel Türk futboluyla sınırlı kalmadı. Nijeryalı yıldız, daha önce Bursaspor formasıyla Mardin 1969 Spor karşısında kaydettiği golle, kulübün eski golcüsü Fernandao'nun 2014-2015 sezonunda elde ettiği 8 maçlık gol serisini kırmıştı. Şimdi ise Muğlaspor maçındaki golüyle bu kulüp rekorunu da 10 maça taşıyarak Bursaspor tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Bu performansıyla Iheanacho, yeşil-beyazlı taraftarların gönlünde şimdiden özel bir yer edinmiş durumda.

Performansın Ardındaki Sır Ne?

Kelechi Iheanacho'nun bu inanılmaz gol serisinin arkasında yatan nedenler merak ediliyor. Futbol analistleri, oyuncunun fiziksel kondisyonunun yanı sıra, takım içindeki uyumu, teknik direktörün taktiksel planlaması ve Iheanacho'nun kendisinin attığı gollerin yanı sıra takım arkadaşlarına sağladığı katkının da bu başarısında önemli rol oynadığını belirtiyor. Iheanacho'nun sadece gol yollarında değil, oyunun genelinde sergilediği liderlik vasfı da dikkat çekiyor. Tecrübeli golcünün sahadaki soğukkanlılığı ve kritik anlarda sorumluluk almaktan çekinmemesi, onu rakiplerinden bir adım öne çıkarıyor.

Gelecek Maçlar ve Hedefler

Muğlaspor karşısında elde edilen galibiyet ve Iheanacho'nun rekorunu tazelediği bu önemli maç sonrası, Bursaspor ve yıldız golcüsünün gelecek hedefleri de merak konusu oldu. Teknik heyetin ve futbolseverlerin gözü, Iheanacho'nun gol serisini ne kadar daha ileri taşıyacağında. Trendyol 1. Lig'de önümüzdeki haftalarda oynanacak maçlar, hem Bursaspor'un ligdeki konumu hem de Iheanacho'nun bireysel rekorları açısından büyük önem taşıyor. Futbol kamuoyu, bu tarihi serinin devam edip etmeyeceğini büyük bir heyecanla bekliyor.

Kelechi Iheanacho'nun attığı goller ve gösterdiği performans, sadece Bursaspor'un başarısı için değil, aynı zamanda Türk futbolunun uluslararası alanda da dikkat çekmesi için bir fırsat olarak görülüyor. Bu tür başarılar, yerli liglerdeki yeteneklerin tanıtımına ve futbolumuzun genel gelişimine önemli katkılar sağlıyor. Iheanacho'nun bu performansını sürdürmesi halinde, Türk futbol tarihinde unutulmaz bir iz bırakacağı aşikar.

Teknoloji 15.10.2026 22:05 3 okunma

Türkiye'nin Savunma Radarındaki Kilit Soru: Ödenen Ama Teslim Edilmeyen F-35'ler ABD'de Mi Kalacak?

Millî Savunma Bakan Yardımcısı Alpaslan Kavaklıoğlu, Türkiye'nin ödemesini yaptığı ilk 6 F-35 savaş uçağının teslimatı konusunda ABD ile yoğun temasların sürdüğünü doğruladı. Sürecin olumlu ilerlediğine dair sinyaller gelirken, CAATSA yaptırımları ve S-400 krizi denklemi karmaşıklaştırıyor.

Türkiye'nin Savunma Radarındaki Kilit Soru: Ödenen Ama Teslim Edilmeyen F-35'ler ABD'de Mi Kalacak?

F-35 Krizinde Yeni Perde: Türkiye'den ABD'ye Kritik Temaslar

Türkiye'nin, uzun süredir gündeminde yer alan ve ödemesi yapılmış olmasına rağmen teslim alamadığı ilk 6 adet F-35A savaş uçağı ile ilgili ABD nezdindeki diplomatik girişimleri hız kesmeden devam ediyor. Millî Savunma Bakan Yardımcısı Alpaslan Kavaklıoğlu, bu kritik konuyu Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler'in ABD'ye gönderdiği özel bir mektup ve yoğun ikili görüşmelerle masada tutmaya devam ettiklerini açıkladı. Kavaklıoğlu, ABD'de 15 Ekim 2026 tarihinde düzenlenen AUSA 2026 fuarı kapsamında CNN TÜRK ABD Temsilcisi Yunus Paksoy'a verdiği özel röportajda, mevcut temasların beklenenden daha iyi bir seviyede ilerlediğini belirterek, bu durumun sürece olumlu yansıyabileceği umudunu dile getirdi. Türkiye ile ABD arasındaki savunma ilişkilerinde geçmişten gelen bazı pürüzler bulunsa da, tarafların bu sorunları aşma yönünde istikrarlı bir çaba sergilediği gözlemleniyor.

S-400 Gerilimi ve CAATSA Yaptırımları: F-35 Sürecini Kilitleyen Faktörler

Türkiye'nin Rusya Federasyonu'ndan temin ettiği S-400 hava savunma sistemleri, F-35 savaş uçağı programındaki yerini kaybetmesine neden olan temel sebep olarak gösteriliyor. ABD yönetimi, S-400'lerin F-35 programının gizlilik ve güvenlik prensiplerini tehdit ettiğini savunurken, Ankara ise bu iki sistemin birlikte kullanımının teknik güvenlik açıklarını kapatacak çözümlerle giderilebileceğini ileri sürmüştü. Bu gerilim, 2019 yılında Türkiye'nin programdan çıkarılması ve ardından 2020'de ABD'nin CAATSA (Yaptırımlarla Amerika'nın Hasımlarına Karşı Mücadele Yasası) yaptırımlarını devreye sokması ile doruk noktasına ulaştı. Bu yaptırımlar, sadece F-35 uçaklarının teslimatını engellemekle kalmadı, aynı zamanda iki ülke arasındaki savunma sanayii iş birliklerinde de ciddi bir güven erozyonuna yol açtı.

Bakan Yardımcısı Kavaklıoğlu, bu yaptırımlar ve diğer ambargo konularının da görüşmelerin ana gündem maddelerinden biri olduğunu vurgulayarak, çözüm için karşılıklı adımların atılması gerektiğine dikkat çekti. Görüşmelerin olumlu seyretmesi umut verici olsa da, bu durumun yaptırımların kaldırılması veya F-35'lerin teslimatı için kesin bir takvimin belirlendiği anlamına gelmediği de altı çizildi. Sürecin karmaşıklığı, siyasi irade ve teknik detayların bir arada ele alınmasını zorunlu kılıyor.

Türkiye İçin Üretilen 6 F-35A Uçağının Akıbeti

Türkiye, F-35 programına 2002 yılında katılım sağlayarak, toplamda 100 adet F-35A çok rollü savaş uçağı tedarik etmeyi hedefliyordu. Program kapsamında Türk pilotlarının eğitimi için üretilen ve 2018 yılında ABD'de görkemli bir törenle tanıtılan ilk uçak, akabinde iki uçakla pilot eğitimlerine başlanmasını sağlamıştı. Ancak Türkiye'nin programdan fiilen çıkarılmasıyla birlikte, ülke için üretilmiş olan 6 adet F-35A savaş uçağının teslimatı belirsiz bir tarihe ertelendi. Bu uçaklar şu anda ABD topraklarında muhafaza altındayken, Türkiye'nin programa yeniden dahil olup olamayacağı ve bu uçakların ne olacağı sorusu, iki ülke arasındaki müzakerelerin en can alıcı noktalarından birini oluşturuyor.

Savunma Sanayiinde Yeni İş Birlikleri ve Türkiye'nin Yükselen Rolü

Alpaslan Kavaklıoğlu, Türkiye ile ABD arasındaki savunma iş birliğinin sadece F-35 krizi ve yaptırımlarla sınırlı olmadığını belirtti. Görüşmelerin gündeminde, ortak üretim projeleri, yapısal yatırımlar ve NATO bünyesindeki diğer müttefiklerle farklı alanlarda gerçekleştirilebilecek iş birlikleri gibi konuların da bulunduğunu ifade etti. Son yıllarda Türk savunma sanayiinin kaydettiği büyük atılımların ABD'li muhataplarca da takdir edildiğini söyleyen Kavaklıoğlu, bu tür doğrudan temasların ve sürekli diyalogların, karşılıklı güvenin yeniden inşa edilmesi ve ortak projelerin hayata geçirilmesi açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.

Türkiye'nin F-35'lere yönelik öncelikli hedefi, mevcut durumda teslim alınamayan 6 uçağın statüsünün netleştirilmesi olsa da, mevcut görüşmelerin Türkiye'nin programa yeniden tam katılımı veya ek uçak siparişleri gibi konuları henüz kesinleştirmiş değil. Taraflar, hem geçmişten gelen sorunları çözmeye çalışıyor hem de gelecekteki savunma iş birlikleri için zemin hazırlıyor. Bu hassas denge, önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki savunma diplomasisinin seyrini belirleyecek.